Göç sorunu, insanlık tarihi kadar eski bir sorun olmakla birlikte, tarihin her döneminde toplumların ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yapısını derinden etkilemiş; köksüzleşme, mülksüzleşme ve yabancılaşma gibi önemli sonuçlar doğurmuştur. Türkiye’de zorunlu göç; Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da “mecburi iskan yasaları” ve ardından 1935’te çıkarılan “Tunceli Kanunu” gibi sürgün yasalarıyla binlerce Kürt ailenin, Ege, İç Anadolu, Karadeniz ve Trakya bölgelerine sürgün edilmesiyle başlamıştır. Zorunlu göç, 1984 yılında başlayan, 1990’lı yıllarda da şiddetlenerek devam eden PKK ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmalı sürecin sonucudur. Bu süreçte 3438 yerleşim yeri [1] yakılarak, yıkılarak boşaltılmış, üç milyondan fazla Türkiye Cumhuriyeti‘nin Kürt vatandaşı da zorla yerinden edilmişlerdir.
Göç Platformu olarak yaşananları, yüzyılın trajik ve travmatik “Kürt Göçü” olarak değerlendiriyoruz. Bu dönemde yaşanan acılar ve travmalar insanlık adına utanç vericidir. Toplum tarafından bilinmeyen, ancak mağdurların derinden yaşadığı kayıplar ve acıların gün yüzüne çıkmasıyla; yaşananların özellikle kadın ve çocuklarda derin izler bıraktığı görülecektir. Deyim yerindeyse, kadınlar ve çocuklar göç sürecinde “mağdurun mağduru” durumundadırlar. Şunu da belirtmek isteriz ki; zorunlu göç mağdurlarının yerleşim yerlerinin boşaltılması ve göç yollarında yaşadıkları insan hakları ihlallerinin yarattığı güvensizliğin yanında, göç ettikleri yeni yerleşim yerlerinde de “ayrımcılık, dışlanma ve ötekileştirme” uygulamalarına maruz kalmaları göçün getirdiği acıların devam ettiğini gösteriyor.
Sosyal Adalet Projesi kapsamında hazırlanan bu araştırma; hak sahibi göç mağduru kitlelerin, ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarını ortaya koymuştur. Ayrıca, “Birleşmiş Milletlerin (BM) Ülke İçinde Yerinde Olma Konusunda Yol Gösterici İlkeler” ve “BM’nin Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklar Sözleşmesi” çerçevesinde değerlendirilmesiyle içinde bulundukları vahim durum ortaya çıkmıştır.
Göç Platformu üyesi dernekler, farklı süreçlerde ve birbirinden bağımsız olarak kurulmuş olsalar da; amaçları, hitap ettikleri toplumsal kitle ve kitlenin sorunları bakımından ortak hareket etmeleri zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Göç derneklerinin geçmişten gelen dayanışma ve birlikte hareket etme süreci 2009’da “GÖÇ PLATFORMU” adıyla sistematik örgütlülüğe ulaşmıştır.
Yaptığımız araştırma, Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları Aracı (DİHAA) Türkiye 2009 Programı kapsamında, “IDP’ler[2] için Sosyal Adalet Projesi” olarak yürütülmüştür. Projenin amacı, Türkiye’de zorunlu göçe maruz kalmış insanların ekonomik, sosyal ve kültürel hakları bakımından uğradıkları ihlallerini ortaya çıkarmaktır.
Bu araştırma, Göç Platformu’nun yönetici, aktivist ve gönüllülerinin yoğun emeği ve heyecan dolu çalışma temposuyla ortaya çıkmıştır. Araştırma raporu, zorla yerinden
edilen milyonlarca hak sahibi insanın mağduriyetinin bir belgesi olma niteliği taşımaktadır.
Proje, bir ay hazırlık, altı ay eğitim, beş ay alan araştırması, üç ay analiz ve raporlama süreci ile birlikte toplam 15 aylık bir dönemi kapsamaktadır. Kalan üç ayda da kampanya çalışmaları, raporun basımı, çevirisi ve tanıtım toplantıları ile sürdürülecektir. Araştırma kapsamında dokuz ilde 1541 kişi ile yüz yüze görüşülmüştür. Çalışmayı; platform üyesi derneklerin yönetici, aktivist ve gönüllülerinden oluşan 99 anketör, 1 proje koordinatörü, 1 proje asistanı, 1 araştırmacı ve kendi alanında uzman ve akademisyenlerle sürdürdük.
Araştırma raporu, zorla yerinden edilmişlerin uğradıkları maddi ve manevi kayıplarını, az da olsa telafi etmek için; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geçmişiyle yüzleşmesi, hakikatlerin araştırılması bağlamında önemli bir imkan sunmaktadır.
Göç Platformu Proje Koordinatörü
Selahattin Güvenç
Haziran 2011















