| |
GÖÇ RAPORUDUR
Ülkemizde Yirmi yıl devam eden siyasal çatışma ortamı Türkiye’de yaşayan
herkesimi etkilemiştir. Bu siyasal çatışmalar Ülkenin siyasal, ekonomik,
sosyal ve kültürel dokusunu derinden etkileyerek olumsuz tahribatlara neden
olmuştur. Bu alt-üst oluşun insani maliyetini ölçmek olanaksızdır. Devlet
yetkilileri bu siyasal çatışmalı dönemi düşük yoğunluklu savaş olarak
adlandırmış, demokratik çevreler ise bu dönemi kirli savaş olarak
değerlendirilmiştir. Evrensel hukuka göre yerleşim hakkı insan hakları
açısından temel haklar arasında yer almaktadır. İnsanın var olmasının esas
koşullarından bir tanesi de yerleşim hakkıdır
-Birleşmiş Milletler Yüksek komiserliği 1995 te Türkiye’de zorunlu göçe
maruz bırakılanların sayısının iki milyon olduğunu belirtmektedir
-Birleşmiş Milletler Helsinki komisyonu 1996 da zorunlu göçe tabi olan
köylülerin sayısının üç milyon olduğunu söylemektedir
-TBMM insan hakları komisyonu1994 te hazırladığı raporda 3848 köy ve
yerleşim birimlerinin boşaltıldığını belirtmektedir. Bu boşaltılan yerleşim
yerlerindeki nüfus yaklaşık 1.5 milyon nüfusa tekabül etmektedir. Göç
kuruluşları ve insan hakları kuruluşlarının yaptıkları araştırma ve
gözlemlere göre ise zorunlu göçe tabi olan insan sayısı üç milyonu aşkındır
Yukarıda ki hangi rakam veya veriyi ele alırsak alalım bu zorunlu göçü
yüzyılımızın trajik Kürt göçü olarak adlandırmak yanlış olmayacaktır. Bu
yirmi yıllık süreçte yaşanan insanlık dramının ardındaki gerçekler doğru bir
biçimde değerlendirilemezse bunu basit bir göçertme olayı gibi görülürse
sorunun çözümü mümkün olmayacaktır
Unutmamak gerekir ki her toplumsal olgunun bir toplumsal geçmişi vardır.
Tarihsel olgular geçmişlerinden kopuk olarak ele alınamaz. Her toplumsal
olgu bu tarihi geçmişi ile birlikte bir bütünlük içerisinde ele alınamazsa
yanlış sonuçlara varılacaktır. Tarihte yaşanmış olanları yok sayarak
toplumsal olguları incelememiz doğru değildir. Gayemiz geçmişte yaşanan acı
olayları tekrarlayıp yaraları kaşımak, acıları tazelemek değildir. Geçmişten
ders çıkartılarak acıların tekrar yaşanmaması gerekir diye düşünüyoruz
Bizim burada yaptığımız toplumsal hafızayı tazeleyerek zorunlu göçe olgusuna
ulusal ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek, resmi ve sivil toplum
kuruluşların, bu trajediden kaynaklanan sorunların çözümüne kendi olanakları
ölçüsünde yardımcı olmalarını sağlamak ve toplumsal barışa katkı sunmaya
çalışmaktır
ZORUNLU GÖÇ POLİTİKALARI VE TARİHSEL NEDENLERİ
1-Zorunlu göç sorunu Kürt sorunundan ayrı olarak ele alınamaz. Osmanlı
imparatorluğu döneminde de Cumhuriyet döneminde de çeşitli nedenlerle
devletin zorunlu göçü uyguladığı bilinmektedir. Cumhuriyet döneminde
özellikle bazı Kürt hareketlerini bahane ederek tek ırk, tek ulus, tek dil
ideolojik perspektifleri gereği, asimilasyonu gerçekleştirmek amacı ile Kürt
stratejik bölgelerinden önemli sayıda insan iç Anadolu ve Trakya bölgelerine
sürgün edilmiş, Balkanlardan, Kafkasya dan ve Orta Asya dan getirtilen Türk
kökenli göçmenler önemli ve verimli olarak gördükleri alanlara
yerleştirilerek asimilasyon politikalarının amaçları doğrultusunda zorunlu
göç politikalarını yaşama geçirmişlerdir. (takriri sükun, mecburi
iskan,sürgün yasaları vb. incelenmelidir.)
2- 1950’ li yılardan sonra geniş ölçekli alt yapı projeleri adı altında
Dicle-Fırat havzalarında baraj projeleriyle en verimli alanlarda nüfusun
yoğun yaşadığı yerleşim yerleri boşaltılarak halk zorunlu göçe tabi
tutulmuştur. Bu politikalar halen devam etmektedir. Örneğin Dicle nehri
üzerinde kurulacak olan IlıSu Barajı başta Hasankeyf ilçesi olmak üzere 173
yerleşim yerini su altında bırakacaktır. Bu baraj projeleri sonucunda sadece
zorunlu göç olgusu ile kalınmayacak aynı zamanda bir halka ait tarihsel-
kültürel miraslarının yok olması da sağlanacaktır.
3-Son yirmi yıllık çatışmalı ortamdan kaynaklanan zorunlu göç ve etkileri :
12 Eylül 1980 askeri darbesi ile başlayan ve 1987 yılında olağan üstü hal
yasası ile devam ettirilen insan hak ve özgürlüklerini askıya alan
uygulamalar Kürt coğrafyasında aralıksız olarak sürdürülmüştür. Olağan üstü
hal valiliği yönetimi yerleşim yerlerinin boşaltılmasını sistematik ve bir
plan dahilinde sürdürmüştür.
a-TC Devleti sınır bölgelerinde PKK’ ye lojistik destek verme ihtimaline
karşı küçük yerleşim yerleri, stratejik ve ulaşılması zor dağ köylerini
boşaltma programını uygulamıştır. Köy-kent projesi adı altında boşaltılan bu
köyleri bir arada tutarak denetim altında tutmayı hedeflemiştir. Ancak
halkın rızası olmadan bu köy-kent projesinin hayata geçirilmesi mümkün
olmamıştır. Nedeni,halkın üretimden koparılarak alt yapıdan yoksun, sözde
kentsel yaşam tarzına benzer bir yaşam tarzı dayatılmak istenmiştir. Ayrıca
halk devletin bu uygulamalarını kendi gelecekleri açısından da güvenli
bulmamıştır. Dolayısıyla yerleşim yerlerinden boşaltılan halk oluşturulmak
istenen köy-kentler yerine çeşitli bölge kentlerine ve metropol kent
varoşlarına göç etmek zorunda kalmışlardır.
b-1990’ lı yıllarda devlet güvenlik güçleri ve PKK militanları arasında
yaşanan çatışmalar giderek yoğun ve geniş bir alana yayılmıştır. Bu dönemde
pek çok can ve mal kaybının yaşanmış olması halkı derinden etkilemiş ve bu
yerleşim alanlarında can ve mal kaybının kaygısı nedeniyle geniş bir kitle
zorunlu göçe maruz kalmıştır.
c-Bu yoğun çatışmalı dönemde de bölgede yaşayan sivil halka
devlet yerel güvenlik gücü oluşturulmak üzere köy koruculuğunu dayatmıştır.
Bazı bölgelerde özellikle aşiret ve ağalığın etkili olduğu alanlarda köy
koruculuğunu az da olsa kabul edenlerin yanında halkın büyük bir çoğunluğu
köy koruculuk sistemini bir ihanet olarak değerlendirmiş, ya da bu sistemi
kendi gelecekleri açısından çok tehlikeli görerek kabul etmemiştir. Devletin
güvenlik güçleri köy koruculuğunu kabul etmeyenlerin evlerini, eşyaları, ve
içerisindeki canlılarla birlikte yakma tehdidinde bulunmuş ve ya
yakmışlardır. Tarihte kendi vatandaşlarına: “ ya benimle birlikte halkına
karşı savaşacaksın ya da senin burada yaşama hakkın artık yoktur” demek
dünyada az rastlanılır bir olaydır. Zorunlu göçü teşkil eden göç
mağdurlarının çoğunluğunu bu köy koruculuğunu ret edenler oluşturmaktadır.
d-Her iki silahlı güç arasındaki çatışmalar yalnız kırsal alanla sınırlı
kalmamış, önemli bazı kent merkezlerine de yansımıştır. Zaman-zaman kent
merkezlerinde bazı provakatif eylem örnekleri de yaşanmıştır. Şirnak,
Silvan, Lice, Kulp,Cizre, Varto,Batman, Nusaybin gibi önemli kentlerde
çatışmalar sonuncunda ya da provakatif eylemler sonucunda geniş çaplı
tutuklanmalar yargısız infazlar, göz altında yaşanan yoğun işkenceler, faili
meçhul kayıplar ve cinayetler gibi halk arasında can ve mal güvensizliği
büyük tedirginlikler yaratmış ve buda batı metropollerine zorunlu göçün
nedeni olmuştur.
e-Bazı yerleşim yerlerinde ve köylerinde Türk güvenlik güçleri yerine köy
korucularına yetki verilmiştir.(özenle bazı aşiretler seçilmiştir.)
Yetkilendirilen köy korucuları kendi köylerine ve etraftaki köylerin bağ,
bahçe,ekili arazi ve hayvanlarına zorla el koyarak halkı zorunlu göçe tabi
tutmuştur. Köy korucuları süreç içerisinde, başta gasp olmak üzere;
uyuşturucu kaçakçılığı tecavüz, hırsızlık, suiistimal, adam öldürme gibi pek
çok yüz kızartıcı suçlar işlemiş ve bir organize suç şebekesi haline
gelmiştir.
f-Bazı yerleşim yerlerine Türk güvenlik güçleri veya köy korucuları ambargo
uygulayarak buralara her türlü ulaşım araçlarının, yiyecek ve gıdanın
girmesini yasaklamışlardır. Aynı şekilde kırsal alanlarda ve meralarda
hayvan otlatma yasağını da uygulamışlardır. Buralarda yaşayan halk geçim
kaynaklarından yoksun bırakılmış, yerel ekonomi çökertilmiş ve bu nedenle
zorunlu göçler yaşanmıştır.
g- 1985-1992 Silahlı çatışma döneminde PKK köy koruculuk sistemini kendisi
için tehlikeli görmüş, bu durumu işbirlikçilik ve ihanet olarak
değerlendirmiş ve köy koruculuk siteminin yaygınlaşmaması için köy
koruculuğunu kabul eden köylere karşı silahlı eylemlerde bulunmuş, az da
olsa bu da zorunlu göçe neden olmuştur.
h-1985’ te başlayan ve halen devam eden silahlı çatışma dönemi zaman zaman
tek taraflı ateşkesle belirli dönemlerde bir rahatlama yaratmışsa da büyük
can ve mal kayıplarına sebep olmakla sınırlı kalmamış bu uzun süreçte ülke
kaynakları silahlanmaya harcanarak heba edilmiştir. İç ve dış borç faizleri
ile ülke ekonomisi iflasın eşiğine getirilmiştir. Aynı şekilde işsizlik ve
yoksulluk cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Ayrıca Kürt
coğrafyasında pek çok ormanlık alanın yakılmış olması nedeniyle iklimsel
değişiklikler gözlenmiş, başta kuraklık,su kaynaklarının azalması, çığ
olaylarının artması, bazı hayvan türlerinin yok olması, ekonomik değeri
yüksek olan meşe ve diğer meyve ağaç türlerinin yok olması neticesinde çevre
katliamı yaşanmış ve ekolojik denge bozulmuştur.
ZORUNLU GÖÇÜN ÇUKUROVA BÖLGESİDE YARATTIĞI DRAMATİK YAŞAM KOŞULLARI VE
KENTSEL SORUNLAR
A-YAŞAM STANDARTLARINDAKİ DÜŞÜŞ:Göç mağdurları göç öncesi yaşadıkları
yerleşim birimlerinde üretici durumda iken göçle geldikleri bu bölgede
tüketici duruma düşmüşlerdir. Dolayısıyla Çukurova bölgesinde var olan
işsizlik katlanarak büyümüştür. Ayrıca zorunlu göç mağdurları bu bölgede
ucuz iş gücünün oluşmasına da neden olmuştur. Göç mağdurlarının yaşadıkları
açlık ve yoksullukların yanında yerleşik halkında iş bulma imkanları
daralmış ve yaşam standartları olumsuz bir şekilde etkilenmiştir.
B-BARINMA VE GECEKONDULAŞMA SORUNU:
Akdeniz bölgesine gelen zorunlu göç kitlesi, göç- zedelerin en yoksul
kesimini oluşturmaktadır. Bunun nedenini şöyle sıralamak mümkündür:
1-Kürt coğrafyasına en yakın ve gelecekte geri dönüş için en uygun bölge
olarak değerlendirdikleri için gelmişlerdir.
2-Akdeniz ikliminde yaz mevsiminin uzun ve sıcak olması ve kışın ılık
geçmesi nedeniyle başta yakacak ve giyim olmak üzere geçim masraflarının
daha az olacağını düşündükleri için zorunlu göç mağdurları bölgeyi tercih
etmişlerdir.
3-Zorunlu göç mağdurlarının çoğu tarım alanlarından gelmektedirler. Akdeniz
bölgesinin inşaat, tarıma ve narenciyeye dayalı ekonomi ortamında daha kolay
iş bulabilecekleri umuduyla bölgeyi tercih etmişlerdir. Kırsal köy
yaşamından, hazırlıksız olarak kent varoşlarındaki gecekondulara gelerek
yerleşmişlerdir. Bu gecekonduların hiç bir alt yapıları olmadan bir-iki
odalık evlerde 8-10 nüfus bir arada kötü koşullarda yaşamak zorunda
kalmışlardır. Geleneksel yaşam tarzlarını bu kentlere taşıyarak ne kentli
nede köylü olabilmişlerdir. Kısacası kent yaşamı ile soysal uyumsuzluk
içerisinde kalmışlardır.
4-1950 lerde başlayan ekonomik nedenli göç,Çukurova bölgesinde yerleşik
halkla bir kültürel kaynaşmaya yol açmış, süreç içinde bölgeye doğru yeni
göçlerin gerçekleşmesine neden olmuştur. O nedenle zorunlu göç mağdurları
akrabalarla kültürel yakınlıktan dolayı bu bölgeye yönelmişlerdir.
C-BESLENME VE SAĞLIK SORUNU: Zorunlu göç mağdurları tek yönlü (sadece tahıl
ürünleri ile) beslenebilmektedirler. Bu tek yönlü beslenmenin organizma
üzerinde olumsuz etkileri kaçınılmazdır. Özellikle çocukların et, süt gibi
temel besin maddelerinden yoksun olmaları, vücut direncinin zayıflamasına ve
çeşitli hastalıkların oluşmasına sebep olmaktadır. 1995 tarihinde Mersinde
yapılan sınırlı bir sağlık taramasında çocukların % 71 inde anemi
(kansızlık) tespit edilmiştir. Aynı şekilde hamile kadınlar yetersiz
beslenmeden dolayı sağlıksız bebekler doğurmaktadırlar. Ayrıca yaşadıkları
bölgelerde alt yapı eksikliği nedeniyle. (sağlıksız içme suları,banyo ve
tuvalet sorunları,çevre kirliliği vb.) enfeksiyon ve çeşitli bulaşıcı
hastalıklara da maruz kalmaktadırlar.
Göçzedelerin büyük bir kesimi sosyal güvenceden yoksundur. Türkiye de,
bilindiği gibi sağlık güvencesi olmayan yoksullara yeşil kart verilmektedir.
Ancak göç zedeler bu imkandan da yoksundurlar. Bunun nedeni; yeşil kart
alabilmek için kendi adlarına kayıtlı herhangi bir gayri menkulün
bulunmaması şartıdır. Valilik ve kaymakamlıklara başvurular sonucunda
adlarına kayıtlı ev, bağ,bahçe ,arazi gibi gayri menkuller var diye yeşil
kart verilmemektedir. Bu malların şahsın tasarrufu altında olmadığını
bildikleri halde… Göç mağdurlarında en çok rastlanan sağlık sorunlarının
başında psikolojik sorunlar gelir. Göç ettirilenler kendi bölgelerine yurt
özlemi duymaktadırlar. Buna ağır yaşam koşulları da eklenince ruhsal
bunalımlar ortaya çıkmaktadır. Göç kitlesinin içerisinde, mağdurların
mağduru durumuna düşen kadın ve çocukların durumu daha da kaygı vericidir.
Kadınlar iki duvar arasında hapis hayatı yaşamaktadırlar. Örneğin:
görüştüğümüz göç mağduru, 40 yaşında, dört çocuk annesi bir kadın 12 yıldır
Mersinde yaşadığı halde iki km uzağındaki denizi daha görememiştir.
Okul yaşındaki çocuklar ve gençler bu yoksul kent yaşamının sorunlarını daha
ağır bunalımlarla yaşamaktadırlar. Geleceğe ilişkin hiçbir umutları yoktur.
Sosyal destek ağları parçalanmış, düşük benlik duyguları gelişmiştir.
Özellikle ergenlerde bu durum çeşitli ruhsal sorunlara; hatta intiharlara
neden olmaktadır. Akdeniz bölgemizde zorunlu göçün neden olduğu, sosyal ve
psikolojik sorunların bilimsel açıdan araştırılmasına önemle ihtiyaç vardır.
Böyle bir araştırma, kanımızca zorunlu göçün yarattığı tahribatları açıkça
gözler önüne serecektir. Bize göre göç mağdurlarının sosyal ve psikolojik
sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının bulunabilmesi için
uluslararası göç kuruluşları , Türkiye’deki resmi ve sivil toplum
kuruluşlarının ortak işbirliğine ihtiyaç vardır. Çocuk ve kadınlar için
psikolojik-sosyal danışma merkezleri, kadın; ana-çocuk sağlık merkezleri ve
rehabilitasyon merkezleri gibi sosyal kurumlar açılmalıdır.
D-EĞİTİM VE SOSYAL UYUMSUZLUK SORUNU:Zorunlu göçle kent varoşlarına gelen
göç mağdurları,işsizlik ve yoksulluk nedeniyle eğitim çağındaki çocuklarını
okula gönderme imkanlarına sahip değildirler. Okula gidemeyen çocuklar
gündelikçi işçi olarak çalışmaktadırlar. (boyacılık,hamallık,çöpte kağıt
toplama,tarım ve narenciye bahçelerinde çalışma gibi)
Okula gidenler ise dersliklerin çok kalabalık oluşu,ders araç ve
gereçlerinin yetersiz oluşu, dil sorunu gibi nedenlerle yeterli eğitimi
alamamaktadırlar. Gerek yetersiz eğitim görenler ve gerekse eğitimden
kopanlar, giderek ailenin denetimden çıkmaktadırlar. Çocuk, doğrudan doğruya
suç işleme ortamına itilmektedir. Kentte; yaşadıkları sosyal uyumsuzluk
faktörü de eklenince, başta uyuşturucu bağımlılığı ( özellikle tiner
bağımlılığı) olmak üzere hırsızlık, kapkaççılık gibi adli suçların
yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Mersin’de, adli vakalarda, zorunlu göç
olaylarının olduğu son on yılda % 500 artışın olduğu adli mercilerin
kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Zorunlu göçün neden olduğu önemli sosyal sorunlardan biri de ahlaki yozlaşma
ve çevre ile uyumsuzluk sorunudur. Fuhuş olaylarındaki artış ahlaki
çöküntünün bir göstergesidir. Göç zedeler zorunlu göç sonucu geldikleri
yerlerde yerleşik halkla dil,kültür farklılığı nedeniyle uyum sorunu
yaşamaktadırlar. Güvenlik kaygısı ile çeşitli illerden gelenler belirli
yerlerde bir arada kümelenerek adeta gettolar oluşturmuşlardır. Bu durum
yerleşik halkla göç zedeler arasında kuşkulu bir bakışa neden olmaktadır.
Aynı zamanda yerleşik halkla göç zedeler arasında kaynaşma ve entegrasyonu
olumsuz yönde etkilemektedir.
Zorunlu göç akdeniz bölgesinin önemli kentleri olan Adana, Mersin, Antalya,
Tarsus, İskenderun, Ceyhan başta olmak üzere pek çok kentte nüfus sayısını
ikiye katlamıştır. Örneğin; 1988 de Mersin nüfusu 450.000-500.000 arasın da
iken, 2003 yılında 1.500.000 na yükselmiştir. Kent nüfuslarının artışı
oranında kent sorunları da aratacaktır. Çukurova bölgesinde göç alan
kentlerin yerel yönetimleri zorunlu göçten dolayı ağırlaşan kent sorularına
çözüm bulmakta zorlanmaktadırlar. Ağırlaşan kent sorunlarını, göç mağdurları
ile birlikte yerleşik halkta olumsuz etkilenmektedir.
Zorunlu göçlerin yarattığı Kentsel sorunlar ve yerleşik halkın uğradığı hak
kayıpları aşağıdaki gibi genel başlıklar altında sıralamak mümkündür:
1-Bölgede nüfusun katlanarak büyümüş olması sağlık kurumlarının ihtiyaca
cevap verememelerine yol açmıştır. Örneğin; Mersin devlet hastanesi çocuk
kliniğinde bir yatakta iki-üç çocuk yatırılmaktadır. Yatan hasta çocukların
beşte üçü göç mağduru ailelerin çocuklarıdır. (2003 te Sağlık Emekçileri
Sendikası, iş yeri temsilciliğini araştırması)
2- İlk ve orta öğretim okullarındaki öğrenci sayısı ikiye katlanmış ve
eğitim kurumları bu yoğun talebe cevap veremeyecek duruma gelmişlerdir.
Örneğin; pek çok okulda olduğu gibi Mersin Tevfik Sırrı Gür Lisesi’nde
sınıfların öğrenci mevcudu 25-30 arasında iken son on yılda bu sayı 50-60’a
çıkmıştır.
3-Kentlerin zaten yetersiz olan alt yapı hizmetleri zorunlu göç olgusundan
sonra içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Kanalizasyon, içme suyu, kent
temizliği ve çöp sorunu, asfalt kaldırım, park ve yeşil alan vb. sorunları
katlanarak büyümüştür. Örneğin Mersin’in bir çok mahallesinde içme suyu sık
sık kesilmektedir. Kent nüfusunun artışı, doğrudan denize akıtılan atıkların
artışına yol açmış, bu da deniz kirliliğini tehlikeli boyutlara
vardırmıştır.
4-Kentin enerji ihtiyacını karşılamakta zorluklar yaşanmaktadır.Örneğin
elektirik tüketiminin yüksek olduğu kış aylarında elektirikler sık sık
kesilmektedir.
5-Artan nüfus kentin ulaşım sorunun büyümesine neden olmuştur.
ZORUNLU GÖÇ MAĞDURLARININ GERİYE DÖNÜŞ SORUNU
Son yirmi yıllık çatışmalardan dolayı, milyonlarca Kürt göçmeninin bulunduğu
yerden eski yerleşim yerlerine geri dönmeleri kolay olmayacaktır. Bizim
gözlemlerimize göre göç mağdurlarının geriye dönüşle ilgili yoğun talep ve
istekleri vardır. Fakat; geri dönüş için gerekli olan mali kaynağın
yetersizliği,geri dönüşten sonra barınacakları yerlerin yakılmış ve yıkılmış
olması, arazi, tarla, bağ ve bahçelerine devletin, korucuların, hısım veya
akrabalarının el koymuş olması başlıca engellerdir. Geriye dönüşten sonraki
güvenlik boyutu da önemli bir engeldir. Göç mağdurlarının en küçük bir imkan
bulduğu takdirde bunu değerlendirerek geri döneceğini biliyoruz. Nihayet son
altı yıllık tek taraflı ateşkes döneminde kısmi bir rahatlamanın yaşandığı
ve %5 civarında bir geri dönüşün olduğunu bazı kurum ve kuruluşların
istatistikleri ortaya koymaktadır. Bu süre içerisinde geri dönenlerin; bütün
tehlikeleri göze alan, en yoksul ve çaresiz göç zedeler olduğu
bilinmektedir. Geriye dönüş için gerekli koşulların yaratılması elbette mali
bir kaynağı gerektirir. Bilindiği gibi 2004 yılının Temmuz ayında çıkarılan
Terör ve Terörle mücadeleden zarar görenlerin zararlarının karşılanması
hakkındaki kanun bazı olumlu yanları olmasına rağmen geniş boyutlu göç
sorununu çözmekten uzaktır. Bu yasanın adı bile toplumsal uzlaşma ve barış
yasası olacağı yerde; “terör ve terörle mücadeleden doğan zararların
karşılanması” şeklinde yanlış konulmuştur. Devletin bu yasayla durumu
kurtarmak, iç ve dış kamu oyunu yanıltmak gibi anlayışlar taşıdığı kaygısı
içerisindeyiz. Bu sorunun çözümü için İçişleri Bakanlığının bütçesi
içerisinde çözümlemek imkansızdır. Onun için T.C. devleti bütçeden önemli
bir mali kaynak ayırmalı; ve bu sorunların çözümü için bir projeler dizisi
hazırlamalıdır. AB ülkeleri ve Avrupa Konseyi, T.C. devletine maddi kaynak
sağlamalıdır. Ayrıca BM mülteciler yüksek komiserliği, ulusal ve
uluslararası insani kurumlar, BM’nin Ülke İçinde Göç ettirme konusundaki yol
gösterici ilkeleri çerçevesinde maddi ve manevi yükümlülüklerini yerine
getirmelidirler. Aynı şekilde Kürt coğrafyasında bulunan yerel yönetimler,
göç kuruluşları ve insani kuruluşlar, geriye dönüş ile ilgili çalışmalara
aktif olarak katılmalıdırlar. Ancak böylesi büyük ve kapsamlı bir projeye,
başta BM, AB, Avrupa Konseyinin,T.C devletinin, yerel yönetimlerin, ulusal
ve uluslararası göç kuruluşlarının ortak çabaları ile çözüm bulunabilir.
Yüzyılımızda yaşanan bu en trajik Kürt göçüne karşı yukarıda bahsettiğimiz
ulusal ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşlar bu trajedi yaşanırken
duyarsız ve sorumsuz davranmışlardır. Hiç olmazsa zorunlu Kürt göçünün
geriye dönüşü konusunda gerekli duyarlılığı göstererek geçmişte ki
hatalarını telafi etmelidirler. Ve bu tarihsel, insani sorumluluklarını
eksiksiz yerine getirmelidirler.
ÖNERİLERİMİZ
1-Bütün dünya ülkelerinde yaşanan sosyal, alt-üst oluşlar ve iç
çatışmalardan sonra bir genel af çıkartılmaktadır. Türkiye’de de toplumsal
barışın ve sosyal dengelerin yeniden oluşturulması için ayırımsız bir genel
affa önemle ihtiyaç vardır.
2-Çatışmaların, operasyonların öncelikle durdurulması gerekmektedir. Ki bu
da toplumsal barışın sağlanması için önemli bir adım olacaktır.
3-Köy koruyuculuğu sistemi dağıtılarak bu talihsiz duruma son verilmeli ve
Köy koruculuğunun yıllarca yaratmış olduğu tahribatları gidermelidir. Köy
koruculuğunun istihdam sorununu çözmek amacı ile yakılan ormanlık alanların
yeniden ağaçlandırılması ve Karacadağ gibi ekime elverişli olmayan taşlık
arazilerin temizlenerek tarım arazisine dönüştürülmesi sağlanabilir.(on
yıllık bir süre konulabilir.) Bu şekilde, köy korucularının topluma uyum
sorunu da çözülmüş olacaktır.
4-Başta sınır bölgeleri olmak üzere, mayınlı alanların mayınlardan
temizlenmesi sağlanmalıdır.
5-12 Eylül’den kalma darbe yasalarının değiştirilmesi ve AB normlarına uygun
yeni bir sivil anayasanın oluşturulması sağlanmalıdır.
6- Zorunlu göç sorununun çözümünü, Kürt sorunundan ayrı olarak
düşünmediğimizden; Kürt sorununa ad konularak çözülmesi ve Kürtlerin bütün
demokratik haklarının anayasal güvence altına alınması gerekmektedir.
7-Köye geri dönüş önündeki engeller kaldırılarak, evlerin, bağ, bahçe ve
arazilerin kullanılabilir hale getirilmesi gerekir. Geri dönenlerin
sosyal-psikolojik, ekonomik, sağlık, eğitim, kültürel vb. sorunlarının
çözülmesi için uygulanabilir projelerin yaşama geçirilmesine ihtiyaç vardır.
8-20 yıllık çatışma sonucunda, göç eden herkese, ayırımsız, zarar
tazminatlarının ödenmesi gerekir. 5233 sayılı yasada bu husustaki
kısıtlayıcı hükümler yeniden düzenlenmeli ve başta göç dernekleri olmak
üzere zorunlu göç mağdurlarının temsilcileri zarar tespit komisyonlarında
yer almalıdır.
9-Metropol kentlerinden geri dönmek istemeyen göç mağdurlarına yönelik
topluma uyum projeleri hazırlanmalıdır. Başta eğitim, dil ve kültür sorunu
olmak üzere ana çocuk sağlığı, psikolojik danışma ve rehabilitasyon
merkezleri, kadın sığınma birimleri ve istihdam yaratma projeleri acilen
yürürlüğe konulmalıdır.
10-Kamu yönetimi zorunlu göçün yarattığı kentsel sorunları ve zorunlu göç
mağdurlarının yaşam koşullarını bilimsel bir araştırma ve incelemeye tabi
tutmalıdır.Bilimsel araştırma çalışmasında başta üniversiteler olmak üzere
Türkiye’de var olan göç kuruluşları ve konu ile ilgili mesleki
kuruluşlarıyla işbirliği yapmalıdır.Akdeniz Göç Der.olarak Çukurova
bölgesinde ve özellikle Mersin ilimizde yapılacak olan Türkiye Göç ve
Yerinde olmuş nüfus araştırması başta olmak üzere göç ile ilgili her türlü
çalışmalara gönüllü olarak katılmak istiyoruz.Derneğimiz zorunlu göç mağduru
kitlelere ulaşmada zorluk yaşamayacaktır.Göç ile ilgili yapılacak
çalışmalarda yeterli kadroya sahip olduğumuzu düşünüyoruz. EKİM 2004
AKDENİZ GÖÇ- DER
|
|